İfade özgürlüğü ve ulusal güvenlik: Bir özet

Devletler gazetecileri ister düzmece ‘darbe suçlamaları’ ile tutuklamak ister muğlak terörle mücadele kanunları kapsamında yargılamak veya hassas konularla ilgili yayın yapmasını önlemek biçimde olsun ifade özgürlüğünü ‘ulusal güvenliği’ tehdit ediyor bahanesiyle düzenli olarak sansürlemektedir.

Bu yazılı belge Ulusal Güvenlik, İfade Özgürlüğü ve Bilgiye Erişim ile ilgili Johannesburg Prensipleri[mfn]https://www.article19.org/resources/johannesburg-principles-national-security-freedom-expression-access-information/[/mfn]’ne dikkat çekerek ifade özgürlüğünün ulusal güvenlik temelinde sınırlanmasına dair kısıtlamaları açıklamaktadır. Bu Prensipler ARTICLE 19 ve Witwatersrand Üniversitesi Uygulamalı Hukuk Çalışmaları Merkezi tarafından kolaylaştırıcılığında bir grup uluslararası uzman tarafından kabul edilmiştir. Uzmanlar var olan uluslararası hukuk standartlarını baz alarak  uluslararası insan hakları hukuku kapsamında ulusal güvenlik temelinde ifade ve bilgi özgürlüğüne ilişkin hangi sınırlamalara izin verildiğini düzenlemiştir.

İfade özgürlüğü ve ulusal güvenlik

Tanımlar

İfade, görüş ve bilgi hakkı herhangi bir medya aracılığıyla ülkesel sınırlara bağlı olmaksızın her çeşit bilgiyi ve fikri herhangi bir müdahale olmaksızın araştırma, edinme ve iletme özgürlüğü anlamına gelmektedir.

Ulusal güvenliğe tehdit ülkenin tam olarak varlığına veya toprak bütünlüğüne yönelik tehdit veya güç kullanılmasını içermektedir. Bu durum dış veya iç tehdit olabilir.

İfade özgürlüğünün ulusal güvenlik temelinde sınırlanması

İfade özgürlüğü Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’nin (MSHUS) 19. Maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 10. Maddesi dahil çeşitli uluslararası ve bölgesel insan hakları belgesi tarafından korunan temel bir haktır. Bu hak ayrımcı bir temelde sınırlanmamalıdır fakat ulusal güvenlik dahil spesifik çıkarları korumak için bazı çok katı koşullar altında sınırlanabilir. Devletin sınırlamanın üç aşamalı test olarak bilinen gereklilikleri karşıladığını gösterme sorumluluğu bulunmaktadır.

  1. Sınırlamalar anlaşılabilir, erişilebilir ve spesifik bir biçimde kanunda açıkça belirtilmiş olmalı böylelikle hangi fiillerin bu kategoriye girdiğini bilecektir. Kanunun kötüye kullanılmasını önlemek için yargısal denetim gibi güvenceler olmalıdır.
  2. Sınırlamalar gerçekten ulusal güvenliği korumak amacında olmalı, bu amacı korumaya dair ispatı mümkün olan gösterilebilir etkiye sahip olmalıdır. Dolayısıyla, ulusal güvenliği koruyacağı söylenerek getirilen fakat gerçekte gazeteciliği, haberciliği engelleyen sınırlamalar bu testin gerekliliğini karşılamaz.
  3. Sınırlamalar gerekli olmalı, burada kastedilen sınırlanan ifade ulusal güvenliğe ciddi bir tehdit oluşturmalı ve ifadenin sınırlanması bu tehdidi ele almaktaki en az sınırlandırıcı yol olmalıdır.

Bu testin gerekliliğinin karşılanmadığına dair Türkiye’deki net bir örnek Altan kardeşler ve diğerlerine verilen müebbet hapis cezasıdır. Bu dava testin tüm aşamalarında başarısız olmuştur çünkü:

    • Tutukluluk halleri kanuna aykırıydı: Altan kardeşler ‘cebir ve şiddet kullanarak anayasal düzeni yıkmak’ suçlamasıyla karşılaştı ancak deliller verdikleri mülakatlar ve yazdıkları makalelerdi. İfade etme uluslararası hukuk veya Türkiye’nin iç hukukuna göre ‘şiddet’ veya ‘cebir’ olarak değerlendirilemez. Ceza suçu gerektiren bir faaliyete katıldıklarını gösteren olguların, delillerin veya bilginin olmaması nedeniyle itham edildikleri suçu işlediklerinden makul bir biçimde şüphe edilemez.
    • Suçlamalar meşru bir amaç gütmüyordu. Ulusal güvenliği korudukları iddia edilirken, delillerin incelenmesi üzerine tüm kovuşturma sürecinin hükümete yönelik eleştirileri susturmayı amaçladığı aşikar hale geldi. Bahse konu ifadeler ve ulusal güvenlik arasında herhangi bir bağlantı bulunmuyordu.
    • İfade ve Türkiye’nin ulusal güvenliği arasında herhangi bir bağlantı olmadığı için kovuşturmanın ülkenin ulusal güvenliğini korumak için gerekli olmadığı açıktı. Hükümetlere yönelik eleştiriler ve ülkenin liderleri tarafından ulusal çıkarları tehlikeye attığı değerlendirilen yayınlar ceza suçlamalarıyla özellikle de terör örgütüne yardım etmek veya üye olmak, hükümeti veya anayasal düzeni devirmeye teşebbüs etmek, terör propagandası yapmak gibi ciddi suçlamalarla karşılaşmamalıdır.

Bilgiye erişim ve ulusal güvenlik

Kamu otoritelerinin elinde bulunan bilgilere erişim ifade özgürlüğünün tamamlanmasında önemli bir bileşendir. Devletlerin böylesi sınırlamaları yalnızca önlemesi değil-aynı zamanda bilgi edinme hakkını mümkün kılacak önlemleri benimsemesi de gerekmektedir. Ancak, devletler bilgiye erişimi çoğu zaman ulusal güvenlik iddiasıyla sınırlamaktadır. Bu duruma yalnızca üç aşamalı teste göre izin verilmelidir, ve:

  • Devletler sınırlanacak bilgilerin spesifik ve dar kategorilerini mevzuatta düzenlemelidir-ulusal güvenlik ile bağlantılı herhangi bir bilginin erişimini engelleyecek açık bir sınırlama uygulayamazlar.
  • Sınırlamanının kanuniliği belirlenirken bilginin bilinmesindeki kamu yararı öncelikli değerlendirme olmalı-dolayısıyla kanunlar kamu yararı değerini inceleyen maddeler de içermelidir.
  • Ulusal güvenlik temelinde bilgiye erişimin engellenmesi bağımsız bir yargı otoritesi tarafından-bahse konu bilgiye erişimi olarak-incelenebilmelidir.
  • Hali hazırda kamusal alanda olan bilgilere sınırlamalar getiremez.

Ulusal güvenliğe tehdit olarak değerlendirilemeyecek ifadeler

Devletlerin ulusal güvenlik iddiasıyla hiçbir zaman sınırlanamayacağı bir dizi spesifik ifade biçimi bulunmaktadır. Yaşamsal öneme sahip olan nokta, ifadenin açıklanmasında kamu yararı varsa  ‘ulusal güvenlik’ kanunları ifadenin sınırlanmasında için kullanılmamalıdır.

Ulusal güvenlik iddiasıyla sınırlanamayacak ifade biçimleri şunları içermektedir:

  1. Bir hükümetin veya hükümet politikasının değişimi yönünde şiddet içermeyen çağrı.
  2. Grev.
  3. Millet, devlet veya sembollerine, hükümet, hükümet yetkilileri veya kurumlarına yönelik eleştiri veya ağır konuşmak; ve bu kriter yabancı bir millet için de geçerlidir.
  4. Vicdanı ret, askere alınmanın veya askeri hizmetin, çatışma veya tehdidin ya da uluslararası ihtilaflarda  güç kullanımasının reddinin savunulması.
  5. İnsan hakları ihlalleri veya uluslararası insancıl hukuk ihlallerine ilişkin haberleşme.
  6. Bilhassa azınlık dillerinde olmak üzere spesifik bir dilde açıklanan ifadeler.
  7. Hükümetin ulusal güvenlik veya diğer çıkarlara tehdit olarak değerlendirdiği örgütlerin-örneğin gazetecilerin silahlı gruplar hakkında yaptığı haberler- bilgilerini veya bu örgütler hakkındaki bilgilerin ifade edilmesi.
  8. Hükümetin hatalarının veya kamu kurumları hakkında bilgilerin açıklanması.
  9. Farklı ideolojilerin tartışılması veya tanıtılması.

Ulusal güvenlik iddiasıyla hiçbir zaman sansür ifadenin yayınlanmasından önce uygulanamaz;  ulusal düzeyde ilan edilen acil durum dönemleri bunun dışındadır.

‘Terörizmi teşvik etme’ temelindeki sınırlamalar

Türkiye dahil ulusal güvenlik temelindeki birçok sınırlamalar terörizmi teşvik etme dahil muğlak bir biçimde tanımlanan ‘terörizm’ hükümlerine dayanmaktadır.  Terörizmi teşvik ile ilgili kanunların uluslararası insan hakları hukuku uyumlu olması gerektiğinden, bu kanunlar aşağıdaki kriterleri karşılamalıdır:

  • Özünde tamamen terörist olan fiilin teşvik edilmesiyle sınırlı olmalıdır;
  • İfade özgürlüğünü ulusal güvenliğin korunması için gerekenden fazla sınırlamamalıdır;
  • Kanunda terörizmi “yüceltme” veya “özendirme” gibi muğlak terimlerden sakınarak net bir dil ile düzenlenmelidir;
  • Teşvik edilen edilen fiilin yol açacağı somut (objektif) bir risk içermelidir;
  • Bir mesajın amacına açık bir biçimde atıf yapmalı ve bu mesajın amacı bir terör fiilinin gerçekleştirilmesin teşvik etmek olmalıdır; ve
  • Hukuki savunmaların veya terörizmi teşvikin “kanuni olmadığına” yönelik atıfların cezai sorumluluk dışında tutmalıdır.

Gazeteciler ve sivil topluma yönelik sınırlamalar

Ulusal güvenlik hiçbir zaman bir gazeteciyi kaynağını açıklamaya zorlamak için kullanılmamalıdır. Ayrıca, ulusal güvenlik gazetecilerin, hükümetlerarası organların veya sivil toplumun insan hakları ihlallerinin gerçekleştirilmiş veya gerçekleştirilmekte olduğu ya da (orada bulunmaları başka kişilerin güvenliği bakımından risk teşkil etmediği sürece) şiddet veya silahlı çatışma alanına erişimini engellemeyi gerekçelendirmek için de kullanılamaz.

İfadenin cezalandırılması

Hükümetler şayet bilgi ulusal güvenliğe gerçekten zarar vermiyorsa/verme olasılığı bulunmuyorsa veya bahse konu bilgilerin bilinmesindeki kamusal yarar zarardan ağır basıyorsa-bilginin kamu hizmeti yoluyla öğrenildiği durumlar dahil- bu ifadelerden sorumlu kişiyi (ceza kanunu yolu dahil olmak üzere) cezalandırmamalıdır.

Ulusal güvenlik temelinde suçlamalara maruz kalan kişiler:

  • Uluslararası hukuk kapsamındaki adil yargılanma haklarının tamamından yararlanmalıdır.
  • Gerçekten bağımsız bir jüri veya hakimler tarafından yargılanmalıdır. En önemlisi, bu yargılamalardaki hakimlerin görevlerine dair güvencelerin olmadığı davalar adil yargılanma hakkının ihlalidir.
  • Ordu mensubu olmadıkları sürece sivil mahkemelerde yargılanmalıdır ve hiçbir zaman özel olarak kurulan mahkeme veya komisyonlarda yargılanmamalıdır.
  • Orantısız cezalar veya cezalandırlamalara tabi tutulmamalıdır.

 

 

Bu politika belgesi özeti ve Türkçe çevirisi Avrupa Birliği’nin maddi desteği ile hazırlanmıştır. İçerik tamamıyla ARTICLE 19 sorumluluğu altındadır ve Avrupa Birliği’nin görüşlerini yansıtmak zorunda değildir.